23 Mart 2008 Pazar

İstanbul'da Turist Gezdirmece


Diyelim ki enternasyonel bir insansınız. Çeşit çeşit ülkeden arkadaşlarınız var, ve sizi o kadar seviyorlar ki atlayıp uçaklara gemilere sizi ziyarete gelecekler. Bu hikayede bir de İstanbul'da olmanız icap etmekte, diğer türlü yazının içeriğiyle özdeşleşmeniz zor olabilir.

Bugünkü dersimiz dolayısıyla İstanbul'a gelen turistleri nerelere götüreceğimizle ilgili. Yakın zamanda çizme şeklindeki güzide ülkeden gelecek bir konuk için ufak çaplı bir araştırma yaptık, ve oluşturduğumuz listedeki mekanları teker teker gezdik dolaştık. İşte Taksim, Nişantaşı, ve Ortaköyü kapsayan ufak bir liste. Bir günde ancak bu kadar mekanı dolaşabildik.

Sitelere bakarak mekanların neye benzediği görebilirsiniz. Yemek servisli olanların menülerini parti konser mekanlarının ise aylık programları yine web sitelerinde bulunmakta. Kendi sitesi bulunmayan siteler için de bir güzellik yaptım. Hayır onlara web sitesi açmadım, mekanlarla ilgili başka bir sitedeki linklerini verdim.


Ghetto: http://www.ghettoist.com/

Leb-i Derya: http://www.lebiderya.com/

Pano Şarapevi: http://www.istanbul.net.tr/istanbul_restoran_detay.asp?id=2616

360: http://www.360istanbul.com/

Litera: http://www.bigglook.com/biggistanbul/yemeicme/RestoranDetay.asp?id=4645

House Cafe: http://www.thehousecafe.com.tr/

Banyan: http://www.banyanrestaurant.com/tr

Buzz Bar:
http://www.istanbul.net.tr/istanbul_restoran_detay.asp?id=4350

Niş Bar:
http://www.istanbul.net.tr/istanbul_bar_detay.asp?id=5188

Nardis:
http://www.nardisjazz.com/2007-8/main_interface.html

İstanbul Jazz Center:
http://www.istanbuljazz.com/

Hayal Kahvesi: http://www.hayalkahvesibeyoglu.com/

11 Mart 2008 Salı

Trio Mrio'nun Evrilmiş Hali Quartet Muartet


Başlıkta bahsi geçen grup eğer bünyesine bir üye daha alırsa ne olacak bilmiyorum. Latincem süper diil o yüzden Pentagon Mentagon mu olur Pentagram Mentagram mı karar veremedim.

Alp Ersönmez (bass, resimde en solda), Sarp Maden (gitar, en sağda), ve Volkan Öktem (davul, sağdan ikinci) Trio Mrio adında bir grup iken gün geliyor Genco Arı (piyano, resimde soldan ikinci şahıs) aralarına katılıyor ve grup şuanki halini Quartet Muartet adıyla almış bulunuyor. Hayal Kahvesi'nde her ay 1-2 akşam sahne alıyorlar son birkaç aydır. Arada sırada Nardis'te de rastlamak mümkün kendilerine.

Quartet Muartet yoğun mu yoğun (?) bir caz çalıyor (bir caz?).. Demek istediğim enstrümantel cazın doğaçlamanın hat safhada olduğu eserleri var, demek istediğim jazz fusion yapıyorlar. 2 adet de albüm doğurmuşlar:

1. Dokuz Parça 2. Dokuz Parça Daha

Hoşuma giden parçalarından tavsiye amaçlı önerebileceklerim Mr. Shuffle, Bobi, Bir İleri Bir Geri, ve Küçük Tomurcuk.

Quartet Muartet'i izleyip insan bunalıma giriyor, yok canım ben enstrüman falan çalmıyorum benim yaptığım başka bir aktivite heralde diyor insan. Volkan Öktem o kadar güzel çalıyor ki sayamıyorsunuz, ama o sayıyor, dağıttı toparlayamayacak derken bir bakıyorsunuz uzun sololardan sonra toparlamış tekrar şarkıyı. Bassçı Alp Ersönmez ise bence grubun en sempatik en eğlenceli şahsı. Bassı çalarken şekilden şekle giriyor, dengesini kaybedecek şimdi bassla yuvarlancak yerde diyorsunuz ama ben daha düştüğünü görmedim. Dinlemesi de izlemesi de zevkli bir grup kısacası.

Sizlerin de cazzı gelirse gidiniz dinleyiniz.

06 Mart 2008 Perşembe

SIFIR KM


Bas, vokal: Levent Yüksek
Davul: Volkan Öktem
Gitar: Ant Şimşek


Sıfır KM yukarıdaki 3 kahramandan oluşan bir grup. Eğer Levent Yüksel'in solo albümlerinden şarkılar dinlemeye gidecekseniz umduğunuzu pek bulamayacaksınız demektir, çünkü bu grup Levent Yüksel şarkılarını çalmak için biraraya gelmiş bir grup değil. Sahnede Levent Yüksel ve saz arkadaşları ibaresiyle değil Sıfır KM adında yeni bir grup olarak bulunuyorlar. Bu konuya bir açıklık getirme ihtiyacı duyuyor tabi insan, çünkü insanların ilk aklına gelen şey Med Cezir'den şarkılar dinleyebilmek oluyor Levent Yüksel söz konusu olunca. Toplarlamak gerekirse, Sıfır KM konserine gittiğinizde Levent Yüksel'i bassçı kişiliği ile izleme şansını daha çok yakalıyorsunuz ki bu da son derece keyif verici birşey.

Grubun parçaları enstrümantal genelde, ama Levent Yüksel'in sesini duyabileceğiniz sözlü parçaları da var. Ne tür çalıyorlar deseniz kafamda bir soru işareti...Progresif rock mı pek değil, ama en çok o kategoriye yakıştırdım ben. Bu abilerimizin şimdilik tonlarca bestesi yok, ama bir albüm çıkartacak kadar eserleri var, ve yakında albümleri de çıkacakmış.

"Med Cezir dinlemek istiyorsanız bu konsere gitmeyin" dedim başlangıçta ama şimdilik Med Cezir veya Levent Yüksel'in diğer albümlerinden de şarkılar çalıyorlar konserlerinde. Bunların nedenlerinden birisi Sıfır KM'nin beste sayısının çok olmaması. O yüzden playlistlerinde coverlara yer veriyorlar. Bir diğer neden de sahnede Levent Yüksel varken, adamın da kendi albümünden şarkıları güzelken o şarkılardan da söylemiş oluyorlar. Üçüncü bir neden olarak da izleyicinin beklentisini ekleyebiliriz. Bir çok kişi Levent Yüksel'in parçalarını dinlemek için gidiyor. Sıfır KM neymiş, ne tür çalarmış fazla bilgileri yok. Konserin nabzını tutmak o kadar da zor olmuyor zaten. Dinleyicilerin büyük bir kısmı grubun kendi parçalarında sakinken Levent Yüksel'den bir güfte duyunca coşuyor. İki bilindik şarkıdan sonra tekrar kendi bestelerine geçiş yapıyorlar.

"Seyircinin ayağı alışsın" için iyi bir yöntem aslında. Sırf kendi parçalarını çalsalar belki insanlar daha çok sıkılacak, sonra kendilerini tanıtma ihtimalleri de azalacak. Ama benim gibi insanların eğlenmesi için aralara Levent Yüksel parçaları kondurmaya gerek yok. Grupta 3 adet bu kadar yetenekli eleman varken kötü çalmaları imkansız zaten. Ben kendilerine ait bestelerini de çok sevdim. Albüm çıkınca alınası bir albüm olacaktır. Umarım Sıfır KM yakında rüştünü ispatlar birçokların gözünde. Ondan sonra da bir tek kendilerine ait parçaları dinleyebileceğimiz konserleri de izlemek nasip olur.

18 Şubat 2008 Pazartesi

From Turkey Purple and Beyond ....Delii















Bu sene Mor ve Ötesi'nin Eurovision'a katılacağını duyduğumda neden "hayır hayıır" nidaları attım bilmiyorum. Ya da biliyorum ama en büyük sebebi ne onu ayrıştırabilmiş değilim. Birincisi Morları sevdiğim için iyi bir şarkı çıkartamazlarsa elalemin diline düşüceklerinden korktum. İkincisi Eurovision'u gereksiz buluyorum ve onların katılacak kadar önemsemesi sinirimi bozdu. Üçüncüsü haksız ve alakasız bir sürü eleştiriye de maruz kalacaklardı büyük ihtimalle.

Mor ve Ötesi'nin mesaj verme kaygısı çoğu kişiyi sinir eder ya beni hiç etmez. Şahnsen benim üstüme düşeni yapmadığımı düşündüğüm bir devirde birilerinin insanlara mesaj vermeye çalışması, dünyada birşeyler ters gidiyor demesi hoşuma gidiyor, ayrıca benim vicdanım rahatlıyor. İkincisi dedikleri şeylerin çoğunda da haklılar. Nükleer santraller kurulmasın diye de bas bas bağırdılar, savaş çıkmasın diye de. Eurovision'a katılacakları açıklandığında bazı kişiler "Iyy bunlar şimdi mesaj da verir tüm şarkılarında" dediler. Ben demedim, desinler tabi ama neden Eurovision'da?

Aylar geçti ve "Deli" adlı şarkı ortaya çıktı. Rahat bir oh çektiğimi söyleyebilirim. Güzel bir şarkı olmuş. Her Türkiye Eurovision şarkısı gibi de darbuka ve oyun havası içermiyor zorlama bi şekilde. Kerem Kabadayı da çok güzel davullar yazdığı için kendisine teşekkür ediyoruz.

Eurovision 2008'de Türkiye'nin şarkısı Deli'nin sözleri şöyle:

aranıyor sahibi ruhumun,
tam yerine mi düştüm?
direniyor faili tutkunun,
kızmış ve küçülmüş.

aranıyor sahibi ruhumun,
tam yerine mi düştüm?
direniyor, direniyor, direniyor...

beni büyütün, ağlatmayın,
sevginiz nerde, övündüğünüz?
beni büyütün, aldatmayın,
sahte düşlerle oyalamayın.

aranıyor sahibi ruhumun,
tam yerine mi düştüm?
direniyor faili tutkunun,
kızmış ve küçülmüş.

aranıyor sahibi ruhumun,
tam yerine mi düştüm?
direniyor, direniyor, direniyor...

beni büyütün, ağlatmayın,
sevginiz nerde, övündüğünüz?
beni büyütün, aldatmayın,
sahte düşlerle oyalamayın.

bir yarım akıllı, bir yarım deli
dört yanım akıllı, bir yanım deli
herkes akıllı, bir ben deli
bir ben deli, bir ben deli...

beni büyütün, ağlatmayın,
sevginiz nerde, övündüğünüz?
beni büyütün, aldatmayın,
sahte düşlerle oyalamayın.

If I Was a Flower Growing Wild and Free, All I'd Want is You to Be My Sweet Honey Bee

Belki de siz 16 yaşında hamile kalan genç bir kız olsaydınız kafayı yer, duvarları yumruklar, kontrolü elden kaybedip sokaklarda deli dana gibi koşturmaya başlardınız. Bu film öyle birini anlatan bir film değil. Yani "belki" gerçekçi olmadığı söyenebilir. Ama yine de çok güzel bir film Juno. Ellen Page iyi bir aktris, filmde en iyi oyunculuğu o çıkartıyor, ve gelecekte daha da güzel yapımlarda kendisini göreceğimiz havası yaratıyor.

Tamam, belki güzel filmlerde göremeyiz. Bu sanatçı kısmısının kariyerinin hangi noktasında nasıl saçmalayabileceği belli olmaz. Ancak, Ellen Page aklı başında biri gibi duruyor, ve kesin ben bu kanıya filmde canlandırdığı karakter yüzünden kapıldım. Demek ki rolle gerçek hayatı birbirine karıştırma becerisine sahibim. Hımmm aferin bana.


Birçok yerde Juno için "Bunu seven Little Miss Sunshine"ı da sevdi diyor. Ben Juno'yu sevdim. O yüzden bu yönlendirme dahilinde Little Miss Sunshine'ı da izleyeceğim. Onun hakkındaki görüşleri de yakında buradan tüm dünyaya duyururum artık.


Group Passiflora


Önce kimlik bilgilerini verelim:

Levent Altındağ: Flüt ve saksafon
Şenova Ülker: Trompet
Erdem Sökmen: Gitar
Serkan Özyılmaz: keyboard
Eylem Pelit: bass
Volkan Öktem: davul

Herbiri Türkiye'nin önde gelen müzisyenlerinden oluşan muhteşem bir grup Group Passiflora. Adlarını aldıkları Passiflora adlı ilaç gibi bir etkiyi ise benim bünyede göstermemekteler. Çünkü bütün bir performans boyunca bu adamlar nasıl bu kadar güzel çalıyor diye kriz geçirmekle meşgulum. Gözlerinizi 10 saniye bile ayırmaya kıyamayacağınız bir performans gösteriyorlar ve bu yüzden bin kere de olsa izlerim bu adamları diyorsunuz.

Levent Altındağ, Erdem Sökmen ve gruba yeni katılan Şenova Ülker yaşını başını almış, hoca kıvamında, müzik piyasasında uzun bir geçmişe sahip 3 sanatçı. Grubun diğer 3 üyesi olan Eylem Pelit, Volkan Öktem ve Serkan Özyılmaz ise daha gençler amma velakin sanmayın ki hocalarının yanında sönük ya da acemi kalıyorlar. Öyle anlar oluyor ki onlar kontrolü ele alıyor ve öne geçiyor. Zaten allah aşkına genç nesil diye bahsettiğim insanlarda koskoca Volkan Öktem mesela.. Volkan Öktem dahil diğerleri çoktan rüştünü ispatlamış ve aranan müzisyenler olmuş tipler. Group Passiflora'da hiçbir sanatçının diğerinin üzerinden üstünlüğü yok gibi gözüküyor. Sadece kendi ilgi alanınıza giren enstürmanı çalan şahsın içine daha çok düşmeniz mevcut.. Benim için Volkan Öktem'de gerçekleştiği gibi.

Group Passiflora Hayal Kahvesi'nde ve Nardis'te çıkıyor bu aralar bol bol.. Buaralar dediğim 2007 ve geldiğimiz kadarı ile 2008'den bahsediyorum. Kendilerini dinlemek isteyenler myspace sayfalarındaki duyuruları da takip edebilir, facebook gruplarından da bakabilir. Zaten artık bir grup için "nerede ne zaman nasıl"'ı öğrenmek çok kolay. Bu kolaylığı kullanın ve eğlenceli bir gece geçirin derim.

Yeni jazz dinlemeye başlayanlara ayrıyetten Group Passiflora'yı öneririm. Size ağır gelmeyecek ve sıkmayacaktır. Bu işin yenileri anlayacaktır ne demek istediğimi. Eğer caz klüb ortamları sizi şuana kadar boğduysa da mekan olarak Nardis değil de Hayal Kahvesi'nde dinlemenizi öneririm.

En son olarak myspace sayfası linkini vereyim. Hem grubu takip etme olanağı sağlar hem de performanslarından nacizane örnekler izleyip hayvan Volkan Öktem deme fırsatı yakalarsınız.. Kaçırmayın!

http://www.myspace.com/passifloraistanbul


10 Şubat 2008 Pazar

Gülmek İstiyorum Sayın Seyirciler

Penguen dergisi 31 Ocak Perşembe.. Seyit Ali Aral'ın İçli Köfte adlı köşesinden bir öneri (?)..

"Yavukluyla birbirinize birer küçük balon verin, ama o balonları kendi nefesinizle şişirin. Sevdalı nefeslerinizi birbirinize emanet edin. Bir gün hayat sizi boğduğunda, saldığınızda nefesleri havaya, aşkın nefesi ne dert bırakır ne tasa."

Özet geçelim: Şişirilmiş balonu çözüp havasını suratımıza üfürüyoruz, aşka geliyoruz.

Okudum ben bunu, en az komik karikatür okumuşum gibi kahkaha atasım geldi, gelin görün ki otobüsteydim atamadım. İçimde patladı. Penguen bir mizah dergisi olsa bile bunu yazan arkadaşın ciddi olduğunun ve gözlerinden kalpler fırlattığının farkındayım...Aman allahım! Kendisini en az Cosmopolitan dergisindeki şu tavsiyeyi veren yazar kadar tebrik ediyorum "Erkek arkadaşınıza tatlı bir süpriz yapın ve onun iç çamaşırı çekmecesindeki en sevdiğiniz boxerının içine gül yaprakları dökün. unutmayın ki erkekler de en az kadınlar kadar çiçekleri severler aslında."

Verdikleri tavsiyeler uygulanıyor mu diye takip etmiyorlarsa ben edebilirim. Ya da Güzin Abla olup herkese manyak tavsiyeler vermek istiyorum aşk hayatlarına heyecan katsınlar diye. Şu aşk doktoru niyetine antin kuntin tavsiye verenlerden olayım ben de, neyim eksik? Eğer kariyer planlarım istediğim gibi gitmezse bu yolu seçeceğimdir.

blogger templates 3 columns | Make Money Online